Yükleniyor...
Yükleniyor...

8 Yaşında İzlediğin Bir Film Hayatını Ne Kadar Değiştirebilir? konusu, yurtdışı eğitim sürecinde önemli bir yere sahiptir. yurtdışı eğitim süreçleri, akademik planlama ve kariyer hedefleri alanında yapılan araştırmalar, Yaşında, İzlediğin, Film, Hayatını hakkında bilinçli adımlar atmanın öğrencilerin başarısını doğrudan etkilediğini göstermektedir. Yurtdışında eğitim almayı hedefleyen öğrenciler için 8 yaşında i̇zlediğin bir film hayatını ne kadar değiştirebilir? konusunu iyi anlamak, doğru kararlar vermek açısından büyük önem taşır.
Günümüzde 8 yaşında i̇zlediğin bir film hayatını ne kadar değiştirebilir? ile ilgili bilgiye erişim her zamankinden daha kolay olsa da, doğru ve güncel kaynakları bulmak hala önemli bir ihtiyaçtır. yurtdışı eğitim süreçleri, akademik planlama ve kariyer hedefleri kapsamında Yaşında, İzlediğin, Film, Hayatını değerlendirirken dikkat edilmesi gereken pek çok husus bulunmaktadır. Bu görseller, 8 yaşında i̇zlediğin bir film hayatını ne kadar değiştirebilir? konusundaki farklı perspektifleri ve deneyimleri yansıtmaktadır.
Bu galerimizde 8 yaşında i̇zlediğin bir film hayatını ne kadar değiştirebilir? konusuna dair dikkat çekici görselleri sizler için derledik. yurtdışı eğitim süreçleri, akademik planlama ve kariyer hedefleri hakkında görsel bir rehber niteliğindeki bu içerik, Yaşında, İzlediğin, Film, Hayatını sürecinde karşılaşabileceğiniz durumları somut bir şekilde gözler önüne sermektedir. Görselleri inceleyerek 8 yaşında i̇zlediğin bir film hayatını ne kadar değiştirebilir? hakkında daha net bir fikir edinebilirsiniz.
8 Yaşında İzlediğin Bir Film Hayatını Ne Kadar Değiştirebilir? konusunu değerlendirirken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, her öğrencinin farklı hedeflere ve beklentilere sahip olduğudur. Yaşında, İzlediğin, Film, Hayatını sürecinde kişisel ihtiyaçlarınıza en uygun seçenekleri belirlemek için kapsamlı bir araştırma yapmanız önerilir. Deneyimli eğitim danışmanlarından destek almak ve benzer süreçlerden geçmiş öğrencilerin görüşlerini değerlendirmek de karar verme sürecinizde size büyük katkı sağlayacaktır.
Yurtdışı eğitim deneyimi, sadece akademik bilgi edinmenin ötesinde kişisel gelişim, farklı kültürleri tanıma ve uluslararası bir bakış açısı kazanma fırsatı sunar. 8 Yaşında İzlediğin Bir Film Hayatını Ne Kadar Değiştirebilir? başlığı altında incelediğimiz bu konu, yurtdışına çıkmayı planlayan öğrencilerin sıklıkla araştırdığı ve bilgi edinmek istediği alanların başında gelmektedir. Yaşında, İzlediğin, Film, Hayatını ile ilgili doğru ve kapsamlı bilgiye ulaşmak, eğitim sürecinin her aşamasında bilinçli tercihler yapabilmenizi sağlar.
8 yaşında New York’ta çekilmiş bir film izledikten sonra Amerika’ya olan ilgim başlamıştı. Bütün bir lise hayatımda Amerika’ya gitme yolları arıyordum. Bir arkadaşımın kardeşi sayesinde Work and Travel programıyla tanıştım ve lise sonda ''Work and Travel yapacağım'' diye araştırmalara başlamıştım.

İlk WAT yaptığım sene hiçbir şey bilmeden Amerika’ya inmiştim. Ne yapılıyor, DS2019, DS160, I-94, SEVIS nedir bilmeden gittim. Maaşımı ilk iki hafta alamayacağımı da bilmiyordum. Ama çok heyecanlıydım. 8 yaşımdan beri hayalini kurduğum ülkeye gelmiştim ve en merak ettiğim şehir New York’u görecektim.

İlk sene talihsiz çok fazla şey yaşadım ve çok erken WAT programımı sonlandırdım. Neyse zaten ben size asıl son gittiğim seneyi anlatacağım, keza hayatımın en güzel 4 ayını geçirdim.

Üniversite son sınıftayken içimde kalan WAT programı için tekrar bir WAT şirketine kayıt yaptırdım ve self program ile daha önceki gittiğim şehre, Rehoboth Beach Daleware’e, gitmeye karar verdim. CIEE sponsorumdu ve şimdi olmayan “sonru” mülakatından geçerek vize görüşmesine girdim.

Hem son sınıf olduğum hem de ilk daha önceki gidişimde programımı yarıda bırakıp Türkiye’ye döndüğüm için vize görüşmesinde çok gergindim. Neyse ki korktuğum gibi geçmedi ve “How was the last one” ve “Lefke in Cyprus?” diye iki soru sordu ve artık Amerika vizemi almıştım. Sonunda aşık olduğum asıl şehre Rehoboth Beach’e gitme biletim elimdeydi.

Ama içlerinde birisi vardı ki kendisi benim “American Mom”ım olur. Asıl onunla tekrar görüşeceğim için havalara uçuyordum. Yanıma sınıf arkadaşımı da alarak 21 Haziran THY’nın TK003 uçuş numaralı uçağıyla saat 06:45’te New York’a gitmek için havalandık.

Tecrübeliydim artık. Daha önceden havaalanından ulaşım ayarlamıştım. İner inmez E-point gelip beni aldı ve Rehoboht’a yola koyulduk. 4 saatlik bir kara yolculuğundan sonra aşık olduğum şehirdeydim işte.

Herkes yeniydi, bütün personeli değiştirmişler ve benim tek tanıdığım kişi genel müdür olmuştu. Kendisini de pek sevmezdim çünkü Amerika’lı annem dediğim kişinin işten ayrılma sebebi oydu. Tabi ki de annemle görüştüğümü ona söylemedim çünkü benim WAT programımı mahvedebilirdi.

İlk Alex diye Moldovyalı vegan bir arkadaş ile tanıştım. Henüz 20 yaşında ve asosyal birisiydi. Evimizde kalan tek erkekti. Ardından Selin ile tanıştım. Ardından oda arkadaşlarım Geri ve Lina ile tanıştım. Kendileri Bulgardı ve çok iyi oda arkadaşı oldular 3 ay boyunca. En son Nazlı ile tanıştım. Selin ve Nazlı’yı geldiğim ilk gün daha önceden bildiğim wood party’ye götürdüm hemen ve ikisi de şok olmuşlardı. ”Biraz dinlen, yeni geldin, nereden biliyorsun?” gibi sorularla. Ama ben zaten Amerika’ya gelmek için uçağa binmeden 3 gün önce kendimi Amerika saatine göre ayarladığım için yorgun falan hissetmiyordum.

Bu arada söylemeyi unuttum. Amerika’ya indikten sonra daha havalimanından çıkmadan I-94 kaydımı yapmış ve sponsoruma haber vermiştim. İşe başladığımda düzen de değişmişti tabi alışık olduğum o eski kolay sistem yoktu artık ve ben zorlanmıştım ilk 2 hafta. Hatta o 2 hafta “Nereden geldim ben buraya tekrar, WAT niye yapıyorsun ki tekrardan, kalsaydın ya Türkiye’de işte” diye diye kendimi yedim. Ama sürekli buraya gelme amacın var onun için geldin vazgeçmek yok diye telkin ettim ve neyse ki sonradan alıştım.

Özlediğim mekanlara gidip yemek yedim, özlediğim insanları ziyaret ettim, genelde işten 2 gibi çıktığım için sahile gidip güneşlendim, okyanusuna girdim. İnanılmaz güzel dostluklar edindim. Ama bütün arkadaşlarım 2. işte çalıştığı için tek başıma canım çok sıkılıyordu ve ben de 2. iş aramaya başladım. Boardwalk’ta bir t-shirt’çü de çalışmaya başladım. 2’de ilk işimden çıkıp hemen oradaki işime gidiyordum ve sürekli ayakta durup, iş arkadaşlarımızla konuşmamızı istemiyorlardı. İnanılmaz zorlanıyordum bu işte. Eve gittiğimde belim ve ayaklarımın ağrısından hiçbir şey yapamıyordum.

Artık bu işten nasıl çıkmak istediğimi söylerim diye düşünürken, performansımı düşürdüm ve onların beni işten çıkarmasını sağladım. Orada sadece 2 hafta çalıştım. Ardından Nazlı’nın çalıştığı İtalyan pastanesinde işe girdim ve hep İtalyan tatlıları yapmayı öğrendim, hem çok güzel dostlar edindim, hem çok güzel paralar kazandım, hem de çook eğlendim. İşe çok hevesle gidiyordum. Hatta Türkiye’ye dönmeyip onlarla çalışmamı bile teklif etmişlerdi.

Benim okuldan 2 arkadaşım daha Rehoboth Beach’e gelmişlerdi. Farklı bir işe ve iş verenleri SSN’sız çalıştıramayacağını söyledi. Bu demek oluyordu ki en az 2, 3 hafta işsizdiler. Bende kendi iş verenimle görüştüm ve işe benim iş yerimde başladılar. Ama bu arada konaklamalarının depozitolarını ve ilk iki haftalık kiralarını da verdiler. Ve iş verenleri SSN’ları da geldikten sonra çalıştırmadı “size verecek saatim yok, çok fazla çalışanım var” dedi ve işten çıkarttı.
Nasıl olduğunu biz de anlamadık ve sponsorları onlara başka iş bulun dedi. Neyse ki çalıştıkları bir yer vardı. İş yerimizde houseman de çalışıyordu. Houseman’ler housekeeper’dan önce odaya gelip kirli çarşafları ve çöpleri alıp odayı temizlemeye hazırlamaktı. Bizim houseman’imiz ve supervisor’ımız “tip” lerimizi çalıyorlardı. Bahşişlerimizi çaldırmamak için paranoyak olmuştuk resmen. Hırsızlık olayı ortaya çıkınca, kendim yakalayınca müdüre şikayet ettim herkes kimin aldığını bildiği halde Amerikalı biz nasılsa gidiciyiz diye hiçbir şey yapmadılar ve Türk olan houseman in üzerine attılar suçu. Bu işten ve iş yerimden iyice soğumama sebep olmuştu.

Neredeyse başarılı da olacaklardı fakat başaramadılar. Az sorunla work kısmını tamamladık ama. Farkındaysanız hep çoğul konuşuyorum çünkü benim WAT programımı mükemmel hala getiren biz olarak 4 ayımızı tamamlamaktı. Hepimiz neredeyse orada tanışmıştık ama çok güzel dostluk oluşturmuştuk. Şimdi hangimize sorsanız ”WAT programın nasıldı?” diye, hepimiz 5 kişilik grubumuzdan ve yaşadıklarımızdan bahsederiz, ben diye değil.

Aramıza başka bir Bulgar arkadaşımız Borislav katılmıştı. Bütün günlerimiz işten sonra evimizin verandasında buluşup pizza yiyip, Bud Light Beer içmekle geçiyordu. Çok güzel bir arkadaşlığımız olmuştu. Aramızda sürekli İngilizce konuşmamıza rağmen Türkçe-Bulgarca öğretmeye çalışıyorduk. Biz çok başarılı olacağız ki Borislav artık Cem Yılmaz izlediğinde anlayacak dereceye gelmişti. Bizde ise sadece Bulgarca birkaç küfür vardı. Gerçi şuan onlarda aklımda yok ama. Bence zaten dil öğretme konusunda biz Türk’lerin üzerine yok yaa. Cuma ve cumartesi geceleri Dewey Beach’de partiler oluyordu. Bizim en sevdiğimiz mekan “Northbeach” di. Öyle iyi DJ’ler geliyordu ki ve Amerika’lılar gerçekten nasıl eğlenileceğini o kadar iyi biliyorlar ki. Ayrıca bizim sürekli takıldığımız, evimizin karşısında bir gay bar vardı. Yemekleri ve ortamı çok iyiydi.

Hepimiz bisiklet kullanıyorduk. Bisiklet ile ormanda gezilere çıkıyor, gideceğimiz her yere bisikletlerimizle gidiyorduk. Çünkü böylesi hem daha eğlenceli hem de daha maceralı oluyordu. Haftanın 4 günü kiliseler J1 öğrencileri için yemek veriyordu. Hangimiz gidebiliyorsak diğerlerine tatlı getiriyorduk.

Borislav’a bir gece bizim çıkıp kendi evine gideceği zaman bisiklet yolunda araba çarptı. Önce üstüne sonra altına aldı Borislav’ı ve biz apar topar hastahaneye koştuk. Çok kötü bir durumdaydı. Psikologlar, fizyoterapiler, MR’lar 2-3 hafta boyunca sürdü. Mahkemesi de tabi ki. Eğer ülkesine dönmeyip Amerika’da kalsaydı $ 100.000’lık bir tazminat alacaktı fakat okulu ve işi olduğu için ülkesine geri dönmek zorundaydı ve daha az bir tazminat aldı. Tabi bütün tedavi masrafları sağlık sigortası tarafından karşılandı. Neyse ki kalıcı bir rahatsızlığı kalmadı. Artık work kısmının sonlarına doğru hepimizde bir burukluk vardı ve bütün günlerimizi sürekli birlikte geçirmeye çalışıyorduk. Delaware eyaletinde vergi olmadığı için Rehoboth Beach’teki outletler inanılmaz ucuzdur. Sürekli alış-veriş yapsak da asıl vurgunu Eylül ayının ilk haftası yaptık. Totalde $12.000 kazanıp Türkiye’ye sadece $2000 ile dönmemin en büyük sebebi bu outlet’in şehrimizde olmasıydı. Bunun için biraz pişmanım saklamayacağım.

Philly’ye gitmişken Amerikalı annemi de ziyaret ettim ve biz o sene ilk kez o zaman görüştük. Ailesine hediyeler getirmiştim yanımda ve oğlu Türk kahvesini çok seviyordu, ona da bolca Türk kahvesi götürdüm. Nazlı ve Selin aramızdan ilk ayrılanlardı. Onlar eylülün ilk haftası ayrıldılar travela başladılar. Ama valizleri hala evdeydi. Travellarının sonlarına geldiklerinde biz valizlerini New York’a götürdük. İşten çıktık arabaya atladık ve Fırat-Beyza-Borislav ve ben, belki de ömrümüzde en çok güldüğümüz günün-gecenin farkında değildik o sıra.

Allah navigasyonu bulandan bin kere razı olsun. Bir de o naviyasyonda yolları kaçırmayan bir biz yapsalardı. Neyse New York’a geldik kızlarla buluştuk. 0.90 cent e New York pizza yedik. Deli gibi yürüdük. Hard Rock Cafe’ye oturduk. Neyse artık kızların uçuş saatleri geliyordu. Bir bir havalimanına bıraktık ve hepimiz o kadar mutsuz ve ağlamaklıydık ki. Kızları gönderdik ve biz yine dördümüz kalmış gece saat 3 olmuş New York’tan ertesi sabah 9’da işe gitmek için yola çıktık. Hepimiz deli gibi yorgun ve uykusuzduk. Hem benim canım çok sıkkın hem de Fırat uyumasın diye Borislav başladı espriler yapmaya ve ardı arkası kesilmeden sabah 9‘a kadar aralıksız gülerek, aralıksız konuşarak 6 saatte anca Rehoboth’a ulaşabilmiştik. Fakat artık hepimizin gülmekten karın ve yüz kasları ağrıdan sızlıyordu. New York ve New Jersey pizza farkından girip finger da bitirdiğimiz bu yolculuk, ömrümde geçirip geçirebileceğim en eğlenceli yolculuk diyebilirim.

Bu arada benim Can ve Melike diye çok sevdiğim iki arkadaşım daha vardı ve ben bu sırada Can’ı da uğurladım. Onu da uğurlarken yine bir gözyaşı bir burukluk. Can ile de canımın çok sıkkın olduğu bir gün Starbucks’a gitmiş telefonda Türkiye’deki erkek arkadaşıma yaşadığım sorunları anlatırken tanıştık. Travel kısmında hep batı kıyısını gezmek vardı kafamda ama bazı faktörlerden dolayı vazgeçmiştim o tarafa gitmekten. Hatta travel yapmadan Türkiye’ye dönmeyi düşünürken kendimi 7 günlük Miami Beach’te otel rezervasyonu yaparken buldum. Miami’de 5 yıldızlı okyanus kenarında bir otelde 6 gece 7 gün için $ 250 para ödemiştik kişi başı. Demem o ki Miami’de tatil çok ucuz. Eğer ”kafa dinlemek istiyorum, deniz-kum-güneş yapıcam” derseniz Miami’ye gidebilirsiniz.

3 saatlik okyanus üzerinde bir köprüde yolculuktan sonra Key West’e ulaştık ve Türkiye’deki gibi deniz kenarında piknik alanı bulduk. Gittik markete etimizi, salatamızı, meyvemizi, içkimizi aldık tam kurulduk masamıza. Mangalı yaktık görevli geldi ve kasırga geliyor yarım saat içinde toparlanıp kaçmanız lazım dedi ve kesinlikle bizi orada tutmadı. Mecbur Miami’ye geri döndük.

Dönerken Miami’deki tanıdıklarımızı arayıp durumu öğrenmeye çalışıyorduk. Velhasıl 2 gün otelde mahsur kaldık. Öyle ki 440 kişi o kasırgada Miami’de öldü. Bütün tanıdıklarımız arabanızı alıp ve kuzeye kaçın diye sürekli arıyorlardı. Türkiye’de haberlerde bile çıkmış ailelerimiz ile sürekli telefonda kontak halindeydik. Mc Donalds, Burger King vs hepsi kapanmış. Benzinlikler “NO GAS” diye yazmış, bütün dükkanlar kalaslarla vitrinlerini kapatmışlardı. Otoparklar bariyerlerini açmış ve bütün arabalar ücretsiz giriş yapabiliyordu ki otoparklar inanılmaz pahalıdır Amerika’da.

Biz Allah’tan arabamızı Key West’te gittiğimizde fullemiştik ve Miami’ye döndüğümüzde otoparka direk koymuştuk arabamızı. Ama açız ve yiyecek bulamadığımız kasırganın ilk günü 7-eleven bulduk açık tam girecektik görevli kapalıyız dedi. Yalvardık yakardık fakat sizi içeri alırsak bize yiyecek kalmayacak dedi. Bir de baktık ki çalışanlar rafları talan ediyordu. Neyse ki zararsız ve yanımızda bir sürü macera anısıyla New York’a geçtik. New York’ta Fırat ve Beyza’yı da Türkiye’ye uğurladım. Onları uğurlamak benim için çok zordu.

New York’a artık 4. gidişim olduğu için sıkılmış hiçbir şey yapmak istememiştim. Alicia Keys konserine gitmiştik son olarak ve 21 Ekim günü Türkiye’ye geri döndüm. Work and Travel yapmam o zaman için hayatımın en büyük şeyini götürmüştü. Ama 8 yaşımda ki hayalimi sonunda dilediğim gibi gerçekleştirmiş, kendimi bulmuş, dünyanın en güzel dostluklarını edinmiş, Amerikalı annemle doya doya 2 hafta geçirmiş, hayatımın fırsatını yakalamıştım.

Şimdi Can’ı Naz’ı Selin’i Geri’yi Lina’yı Melike’yi Fırat ve Beyza’yı tekrar görmek için can atıyorum. Sürekli fırsat kolluyoruz tekrar görüşebilmek için. Bu arada bakmayın benim bütün dostlarım Türk’tü ama biz sürekli İngilizce konuşup, sürekli yabancılarla takılıyorduk. O yüzden İngilizcemizi bayağı geliştirdik. Ama siz yine de Türk arkadaş çok edinmeyin Herkes bizim gibi olmaz. Tek pişmanlığım batı kıyısına gitmekten vazgeçmem oldu. Fakat ona da bu yaz gideceğim inşallah.

Hayatımın şehri Rehoboht Beach ile tanıştırdığı için, sorumluluk sahibi yaptığı için, ufkumu açtığı için, aile ve dostluk değerlerinin önemini gösterdiği için iyi ki Work and Travel yapmışım. 8 yaşında izlediğim o film hayatıma sonsuzluklar kattı. Filmin adını merak edenler için buraya bırakıyorum: Little Manhattan (Küçük Manhattan).
Hayal kurun ve hayallerinizin peşinden koşun.
Bengüsu Arslan
Work and Travel programı deneyimine sahip, ABD'deki çalışma ve eğitim fırsatları hakkında bilgi birikimi olan bir yazar. Kişisel deneyimlerini samimi bir dille paylaşarak, programa katılmayı düşünen öğrencilere yol gösteriyor.

Herkesin yola çıkacağı doğru bir zaman vardır. Bence o zaman kendini keşfetmeye başladığın ve daha fazla keşfetmek istediğin de ortaya çıkıyor. Benim hikayem Work and Travel şöyle başlıyor;

Üniversitemin ilk yıllarıyla beraber başlayan hikayem koca bir 4 yılın sonunda gerçekleşti. Garantici ve gerçekçi bir aileye sahip olduğum için, değil Amerika’ya gitmek, onlardan ayrı İzmir’de 4 yıl b...

Her Work and Travel öğrencisinin fotoğraf arşivinin %60’ı neyle doludur sizce? Tabi ki parti fotoğraflarıyla. Amerika’ya gittiğinizde mahalledeki komşuları dedikodunuzu yaptıracak kadar kıskandıran, e...
270.817 görüntülenme