Yükleniyor...
Yükleniyor...

Danimarka'da Geçen 9 Aylık İnanılmaz Erasmus Deneyimim konusu, yurtdışı eğitim sürecinde önemli bir yere sahiptir. Erasmus programı, değişim fırsatları ve Avrupa'da eğitim deneyimi alanında yapılan araştırmalar, Danimarkada, Geçen, Aylık, İnanılmaz hakkında bilinçli adımlar atmanın öğrencilerin başarısını doğrudan etkilediğini göstermektedir. Yurtdışında eğitim almayı hedefleyen öğrenciler için danimarka'da geçen 9 aylık i̇nanılmaz erasmus deneyimim konusunu iyi anlamak, doğru kararlar vermek açısından büyük önem taşır.
Günümüzde danimarka'da geçen 9 aylık i̇nanılmaz erasmus deneyimim ile ilgili bilgiye erişim her zamankinden daha kolay olsa da, doğru ve güncel kaynakları bulmak hala önemli bir ihtiyaçtır. Erasmus programı, değişim fırsatları ve Avrupa'da eğitim deneyimi kapsamında Danimarkada, Geçen, Aylık, İnanılmaz değerlendirirken dikkat edilmesi gereken pek çok husus bulunmaktadır. Bu görseller, danimarka'da geçen 9 aylık i̇nanılmaz erasmus deneyimim konusundaki farklı perspektifleri ve deneyimleri yansıtmaktadır.
Bu galerimizde danimarka'da geçen 9 aylık i̇nanılmaz erasmus deneyimim konusuna dair dikkat çekici görselleri sizler için derledik. Erasmus programı, değişim fırsatları ve Avrupa'da eğitim deneyimi hakkında görsel bir rehber niteliğindeki bu içerik, Danimarkada, Geçen, Aylık, İnanılmaz sürecinde karşılaşabileceğiniz durumları somut bir şekilde gözler önüne sermektedir. Görselleri inceleyerek danimarka'da geçen 9 aylık i̇nanılmaz erasmus deneyimim hakkında daha net bir fikir edinebilirsiniz.
Danimarka'da Geçen 9 Aylık İnanılmaz Erasmus Deneyimim konusunu değerlendirirken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, her öğrencinin farklı hedeflere ve beklentilere sahip olduğudur. Danimarkada, Geçen, Aylık, İnanılmaz sürecinde kişisel ihtiyaçlarınıza en uygun seçenekleri belirlemek için kapsamlı bir araştırma yapmanız önerilir. Deneyimli eğitim danışmanlarından destek almak ve benzer süreçlerden geçmiş öğrencilerin görüşlerini değerlendirmek de karar verme sürecinizde size büyük katkı sağlayacaktır.
Yurtdışı eğitim deneyimi, sadece akademik bilgi edinmenin ötesinde kişisel gelişim, farklı kültürleri tanıma ve uluslararası bir bakış açısı kazanma fırsatı sunar. Danimarka'da Geçen 9 Aylık İnanılmaz Erasmus Deneyimim başlığı altında incelediğimiz bu konu, yurtdışına çıkmayı planlayan öğrencilerin sıklıkla araştırdığı ve bilgi edinmek istediği alanların başında gelmektedir. Danimarkada, Geçen, Aylık, İnanılmaz ile ilgili doğru ve kapsamlı bilgiye ulaşmak, eğitim sürecinin her aşamasında bilinçli tercihler yapabilmenizi sağlar.
Erasmus hayatımın en güzel rüyası, kendimi keşfetme yolculuğum.
O kadar muhteşemdi ki anlatmaya kelimelerin yetmeyeceğini bildiğim halde yapabildiğimin en iyisini yapıp bu yolculuğumu sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Umarım beğenirsiniz.

Ben lise döneminden beri yurtdışında okumak istiyordum. Ama bu yıla kadar herhangi bir şansım olmadı yurtdışına gitmek için. Liseden beri Erasmus programı hakkında bilgi sahibiydim ve üniversitemde Erasmus programına başvuruların olduğunu duyduğum anda başvurumu yaptım. Sonrasında sınava girdim ve şanslıyım ki programa katılmaya hak kazandım.

Karadeniz Teknik Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümü olarak Erasmus programı kapsamında sadece üç ülkeyle anlaşmamız vardı. Polonya,Çek Cumhuriyeti ve Danimarka. Günlerce yemedim içmedim hangi ülkeye gitsem diye araştırdım. Araştırmalarımın sonucunda derslerimizin benzer olması ve ders içeriklerinin de uyuşması nedeniyle en iyi eğitimi Danimarka’da alabileceğime karar verdim ve bu nedenle Danimarka’ya gitmeye karar verdim.

Öncelikle uzun bir süre boyunca Danimarka ve Danimarka’da yaşama dair internetteki mevcut tüm bilgileri ezberledim diyebilirim. Pasaport ve vize işlemlerimi tamamladım. E-mail yoluyla Danimarka’daki okulla iletişime geçerek kalacağım yeri ve ders programlarımı ayarladım. Soğuk bir ülke olduğu için kalın ne kadar kazak, mont, hırka ve eldiven varsa stok yaptım. İlk zamanlar yemek bulamam diye Türkiye’den getirebileceğim tüm hazır yiyecekleri bavulumun en değerli köşesine yerleştirdim. Psikolojik olarak yeni bir ülkeye gitmenin getireceği değişikliklere kendimi hazırlamaya çalıştım

Karşınızda heyecandan iki gündür uyuyamadığı için gözleri şiş şiş olmuş zavallı Zeynep’in Trabzon havalimanındaki yolculuk öncesi selfiesi.
Evet, o gün gelip çattı. Havaalanına gelmiştim ama hala gittiğime inanamıyordum. Elim ayağım cidden titriyordu. Bir yandan başka bir ülkeye gidecek olmanın heyecanı, bir yanda her şeyi geride bırakmanın getirdiği korku ve stres. Babama veda için sarıldığımda ciddi şekilde gitmemeyi bile düşündüm ama neyse ki bu düşünceden kendimi hemen kurtardım ve kendimi mümkün olan en hızlı şekilde uçağa attım. Danimarka’ya olan yolculuğuma başladım. Kafamdaki milyonlarca soru, heyecan ve stresle birlikte..

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda 4 saat aktarma bekledikten sonra muhteşem (!) bir haber aldım ki uçağım bir buçuk saat rötar yapmış. Teşekkürler adını anmak istemediğim havayolları. Bu durumu öğrendikten sonra bir panik yaptım anlatamam zira oda arkadaşım olacak Helena ile birlikte havaalanında buluşup Vordingborga beraber gitmek için sözleşmiştik ve şimdi uçağımın iniş saati değişmişti. Eğer Helena ile buluşamazsam ne yapacağım diye kara kara düşünmeye başladım. Neyse ki çok değerli uçağıma bindim ve Kopenhag havalimanına bir buçuk saat rötarla indim. Şükür kavuşturana! Bavullarımın gelmesi de yaklaşık 45 dakika sürdü ve ben neredeyse ağlama noktasına gelmiştim. Helena kesin gitmiştir iki buçuk saat beni beklemez diye düşünüp bavullarımı aldım ve çıkışa doğru yürümeye başladım ki çıkış noktasında Helena’yı gördüğümde neredeyse sevinçten ağlayacaktım. Zaman çizelgesinden uçağımın geciktiğini görüp beni beklemiş canım ya. Daha şimdiden bu kızla çok iyi anlaşacağımı hissetmiştim.

Üniversitemin olduğu yer Kopenhag’a yaklaşık iki saatlik uzaklıkta. Yabancı bir ülkedeyim Vordingborg’a nasıl gideceğimize dair hiç bir fikrim yoktu. Neyse ki information office’deki yardımsever abinin sayesinde Vordingborg’a nasıl gideceğimizi öğrendik. Normalde iki saat süren yolculuğu yaşadığımız acemilik ve şanssızlıklar nedeniyle dört saatte bitirmiş olsak da sapasağlam Vordingborg’a vardık ve Erasmus koordinatörümüz Ita ile buluştuk. Sonunda kalacağımız eve vardık. Evim evim güzel evim!

Yeni bir ülkedesiniz, ilk gününüz ve Erasmus koordinatörünüz bu gece oryantasyon partisi olduğunu söylüyor. Daha iyi bir başlangıç düşünebiliyor musunuz? Süsleniyoruz, püsleniyoruz ve doğruca partiye gidiyoruz. Partinin okulun barında olmasına oldukça şaşırıyorum aslında okulun barının olmasına daha çok şaşırıyorum. Evet, öğrencilerin eğlenebilmesi için okul gerçek bir bara sahip. Müzik sistemleri, her türlü alkol, hatta zaman zaman dj’ler bile var. Öğretmenlerin partide öğrencilerle karşılıklı shotlar atması ve hocaların likör servisi yapması hiçte garipsenecek bir durum değil Danimarka’da. İkinci koordinatörümüz Emily ile tanışıyoruz ve onun aracılığıyla partideki herkesle tanışıyoruz. O kadar hoş bir ortam var ki, herkes o kadar sıcakkanlı ve sevecen ki sanki yıllardır onlarlaymışsınız gibi davranıyorlar, gülüyoruz, eğleniyoruz ve dans ediyoruz. Anlayacağınız yaşanabilecek en iyi ilk günlerden birini yaşıyoruz ve gecenin sonunda yorgunluktan bitkin düşmüş şekilde kendimi yatağıma atıyorum.

Yaklaşık 15 saatlik bir uykunun ardından yeni evimde gözlerimi açıyorum. Açlıktan bayılmak üzere olduğumu farkedip Türkiye’den getirdiğim bisküvi ve müslilerimle kahvaltı ediyoruz Helena ile birlikte. O arada Emily ve Ita gelip şehri gezmek isteyip istemediğimizi soruyor. Tabiki de istiyoruz ve rehberlerimizle birlikte Vordingborg’u keşfetmeye başlıyoruz.
Vordingborg, okyanus kıyısında yeşilliklerle dolu küçük bir kasaba ama benim gibi doğa aşığı bir insan için cennetten bir parça gibi.

Şehir turunu bitirdikten sonra alışveriş merkezine gidiyoruz ve ben fiyatları görünce ciddi bir kalp krizi geçiriyorum. İnternette ülkenin pahalı olduğunu okumuştum ama bu kadarını cidden beklemiyordum. Beni Erasmus yolculuğum boyunca zorlayan tek şey yaşam pahalılığı oldu zaten. Neyse alışverişi yapıp, aldığımız yiyeceklere hatırı sayılır bir servet ödeyip eve geldik. Sonra kapımız çalındı kapıyı açtığımda dünkü partide tanıştığımız Hollandalı kız Lillian geldi ve birlikte film izlemek isteyip istemediğimizi sordu. Bizde seve seve kabul ettik ve Jose, David, Ita, Emily, Lillian, Michael, Helena ve ben Spider Man’i izlemeye karar kıldık.

Filmi bitirdikten sonra birbirimizi daha iyi tanımak adına oturup sohbete başlıyoruz. Dünyanın her yerinden arkadaşlar var: Hollanda’dan Lillian, İngiltere’den David, Şili’den Jose, Barcelona’dan Helena, İrlanda’dan Ita ve Emily, Danimarka’dan Michal. Her birinin geçmişleri ve deneyimlerini dinlemek çok zevkli. Birbirimiz hakkında daha çok şey öğrendikçe daha rahat olmaya başlıyoruz birbirimize karşı. Şakalar yapıyoruz, şarkılar söylüyoruz, hikayeler paylaşıyoruz. Hatta ben kızlara Trabzon’dan getirdiğim keşanları bağlattırıyorum ve çok beğeniyorlar.

Helena ile birlikte okulumuza gidiyoruz ve sınıfımızı bulup birlikte oturuyoruz. Sınıfta garip bir sessizlik var, kimse konuşmuyor derken Eğitim Bilimleri hocamız Lenette içeri giriyor. Her birimizi tek tek ayağa kaldırıp kendimizi tanıtmamımızı istiyor. Herkes kendini tanıttıktan sonra rastgele biriyle eşleşip daha detaylı bir şekilde birbirimizi tanımamız için 10 dakika boyunca sohbet etmemizi istiyor. Ben Michael’la eşleşiyorum ve Michael’ın hakkımda aldığı notlardan birini resimde sizlerle paylaşıyorum
Not: Daha kötülerini de gördüm.

Lenette bizden arkadaşlarımızın ülkelerinin bayraklarını çizmemizi istiyor. Çizmeyi bitirdiğimizde görüyoruz ki dünyanın her yerinden arkadaşlarımız var sınıfta. İtalya’dan Francesca, Fransa’dan Amelie, Avusturya’dan Vanessa ve Bianca, Litvanya’dan Ruta, Almanya’dan Jake, Transilvanya’dan Reka, Endonezya’dan Ershinta, Nepal’den Hem Kala, Uganda’dan Jimmy ve Patrick, Polonya’dan Gosia ve Wiola, Barcelona’dan Helena, Şili’den Jose, Grönland’dan Sebastian, Amerika’dan Heidi, İskoçya’dan Clobi, Danimarka’dan Maria ve Michael ve Türkiye’den ben.

Barcelonalı bir oda arkadaşın olunca ve Barca-Real Madrid ile karşı karşıya olunca maçı izlemek kaçınılmaz oluyor. Helena olmasa da kaçırmazdım ya, sonuçta El Clasico’dan bahsediyoruz. Kalplerimizin bir teneciği Messi’nin golleriyle maçı yenince okulda resmen bir şölen havası estiriyoruz. #CampeónBarca

Danimarka’da üniversiteler arası futbol turnuvası oluyor ve UCSJ olarak takımımızı desteklemek için stadyumdayız.
Not: Tüm maçları kaybetmiş olsalar da onlar gönüllerimizin şampiyonu. Siz hiç böyle tatlı bir takım gördünüz mü?

O gece ay tutulmasının olduğunu öğreniyoruz. Hep birlikte ay tutulmasını izlemeye karar veriyoruz ama hava o kadar soğuk ki donuyoruz resmen. Bu nedenle sağolsun canımız Dominique ateş yakıyor, Sarah gitar çalıp şarkı söylüyor. Biz de şarkılara eşlik edip ay tutulmasını bekiyoruz.

Dünyalar tatlısı Alman arkadaşım Kaira evinde parti vereceğini söyledi ve gelmezsek bizi öldürmekle tehdit etti. Can korkusu tabi! Hemen atlayıp okulumuza bir saat uzaklıkta olan evine gittik ve hayatımızdaki en güzel gecelerden birini yaşadık.
Resimde gözükenler ekibin sadece dörtte biri. Hepimizi alacak genişlikte bir kamera icat edilmedi henüz.

Bu kadar çok alkolün tüketildiği bir toplumda şişeleri atmak büyük kayıp olurdu değil mi? Bunun farkında olan Danimarkalılar şarap şişelerini atmak yerine böyle yaratıcı bir yolla şişeleri değerlendirmişler. Çok tatlı değiller mi?

Aslında Alman geleneği olan Oktoberfest Danimarkada’da kutlanıyor. Ekim Festivali olarak çevirilebilir sanırım. İki hafta süren bir festival. Resimde gördüğünüz gibi geleneksel kıyafetlerini giyiyorlar, özel müziklerini çalıp dans ediyorlar. Katıldığım en eğlenceli festivallerden biriydi. Modellerimiz Vanessa, Bianca ve Mathias’a sonsuz teşekkürler.

Sizlerle Oktoberfest’ten bir kaç kare paylaşmak istiyorum.

Halimiz ortada; ben yorgunluktan bitkin düştüm, Dominique’in ne yapmaya çalıştığına dair en ufak bir fikrim bile yok. Hasna ve Helena her zaman ki tatlılıklarını koruyorlar.

Beklenilen an geldi. Sonunda harikalar diyarı Kopenhag’a gidiyoruz. Tek görselle geçmeye gönlüm razı olmadığı için bölüm bölüm paylaşacağım Kopenhag ziyaretimi.

Dünyaca meşhur deniz kızı heykelini ziyarete gidiyoruz ama yoldaki bu mekana resmen aşık oldum. Masallar diyarından fırlamış gibi gözüken bu mekanı paylaşmadan geçmek istemedim.

Ve sonunda o meşhur deniz kızına ulaştık. Kendi adıma söylemeliyim ki hayatımdaki en büyük hayal kırıklıklarından biriydi. O kadar yolu sadece 15 santimlik heykeli görmek için gittiğimi bilseydim gitmezdim açıkçası. Neyse gitmişken resim çekmemek olmazdı.

Ne söylemeliyim bilmiyorum gerçekten, dünyadaki en güzel yerlerden bir tanesi. O kadar mükemmel ki anlatamam. Nyhavn benim Danimarka’da belkide en sevdiğim yer. Gemiler, sokak müzisyenleri, rengarenk evler ve huzurun birleştiği nokta. Aşksın Nyhavn!

Hangimizin Almanya’da yaşayan akrabaları yok ki. Hamiye Teyze’nin ”hadi kalk gel artık” ısrarlarına dayanamayıp Helena ile Almanya’ya doğru 13 saatlik otobüs yolculuğuna başlıyoruz.

Gerçekten çok güzel bir şehir. Ren Nehri’nin kenarında, keşfedilmeyi bekleyen birçok güzelliğiklerle dolu. Herkese gidip görmesini tavsiye ettiğim bir yer. Görselde Dom Katedrali var. Gördüğüm en güzel katedrallerden biriydi. Köln’e giderseniz ziyaret etmeden asla dönmeyin.

Bu köprüde insanlar köprüye, isimlerini yazdıkları kilitleri asıyorlar. Buraya kilit astıklarında aşklarının sonsuz olacaklarına inanıyorlar.

Bu merdivenlere bayıldım. Galiba Dortmund’da en çok beğendiğim yerde burası oldu.

Hamiye Teyze Almanya’da kaldığımız sürece Türk mutfağının aklınıza gelebilecek tüm lezzetlerini Helena’ya tattırıyor. Mantıdan tutun kuymağa, kuru fasülyeden su böreğine ne ararsanız. Bizim yemek yemeyen Helena sofrada ne varsa silip süpürüyor. Bir haftanın sonunda iki kilo fazla olarak dönüyoruz Danimarka’ya.

Türk kültürünü tanıtırken Türk kahvesi olmadan olmazdı değil mi?

Benim Almanya’da en çok beğendiğim yer burası. İnanılmaz doğal güzellikleri var. Gezmeye doyamadım. Kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir yer

Kostümler ve atmosfer muhteşem. Her insanın hayatında yaşaması gereken bir deneyim.

Reka’nın doğum günü ve Açlık Oyunları Alaycı Kuş’un 2. bölümü vizyonda. Doğum günü kızının isteği üzerine sinemadaki koltuklarda yerimizi alıyoruz ve film başlasınnn.

Dört kafadar İskandinavya turuna çıkmaya karar veriyoruz. Bu kararımızda Stockholm’e altı euroya uçak bileti bulmamızında büyük etkisi var tabi. Planları yapıyoruz, kalacağımız otelleri ayarlıyoruz ve turumuza başlıyoruz. Rotamız belli: Stockholm, Oslo ve Helsinki. Görselde Kopenhag Havalimanı’nda heyecanla yolculuk vaktini bekleyen bizleri görebilirsiniz.

Ah ah söylenecek o kadar şey var ki ama şimdilik sadece bir şey söyleyeceğim ”Gidin ve Görün”. Stockholm ölmeden önce görülmesi gereken yerler listenizde üst kısımlarda yer alsın. O kadar güzel ve büyüleyici bir şehir ki anlatamam.

Stockholm’de tüm sokaklar noel süsleriyle dolu, noel şarkıları çalıyor ve çok hoş bir ortam var. Bunlar ise en çok beğendiğim süsleme oluyor.

Oslo’nun en güzel kısmı okyanus boyu uzanan sahili bence. Yılda toplam 15 gün güneş gören Norveç’te kaldığımız 3 gün boyunca havanın güneşli olmasına fazlasıyla şaşırıyoruz. Görselde Oslo sahilde çektiğim bir fotoğraf var.

Resimde ne kadar tatlı duruyoruz değil mi? Ama size bir sır açıklamak istiyorum. O Helena’ya sarılışım sevgiden değil, düşme korkusundan. Malum Trabzon’da düzenli olarak buz pateni yapmıyorum. Yaklaşık yirmi kere düşüp rezil olmama rağmen harika vakit geçirdim.

Söze gerek var mı ya, görüntüleri yeter. O kadar güzeller ki kıyamadım yemeye, dermişim. Öyle bir yedim ki anlatamam. Çok lezizdiler. Eğer noel zamanı Oslo’ya giderseniz kesinlikle deneyin.

Gezmesi en zevkli yerlerden biri. Çeşit çeşit yiyecekler, kıyafetler, takılar, içecekler. Noel’e özel çikolatalar muhteşem ötesi. Noel zamanı gelirseniz sakın ziyaret etmeden dönmeyin.

Helsinki’deki ilk günümüz. Vanessa ‘Husky Ride’ yapmak istiyorum diye tutturdu. Biz çok pahalı olması nedeniyle ilk başta gönüllü olmadık ama Vanessa ısrarlarına devam edince onu kırmamak için bizde katıldık. İyiki de Vanessa ikna etmiş bizi. Abartısız söylüyorum hayatımın en güzel günüydü. Finlandiya’da Nuuksio tabiat parkında muhteşem manzara eşliğinde, sevimli huskylerimizle beraber trekking yapıyoruz. Tekrar yapabilmek için can atıyorum. İnşallah tekrarı nasip olur.

Sizinle tabiat parkının güzelliğini paylaşmak istiyorum.

Ya baksanıza güzelliğine, ne kadar tatlı!

Hayatta asla yapmam dediğim bir şey yapıp saçlarımı kazıtıyorum. Keyfi bir karar değil saçlarımın dökülmesini önleyip güçlenmesini sağlamak için yapıyorum. Hayatımda aldığım en zor karar olsa da gözümü karartıyorum ve sonuç görselde.

Burasının okyanus olduğunu söylesem büyük ihtimalle bana inanmazsınız ama gerçekten burası okyanus. Danimarka’ya gelmeden önce bana okyanusun donabileceğini söyleseler inanmazdım ama gördüğünüz üzere pekte mümkünmüş. Hava sıcaklığı -12 lerde. Gerçekten donuyorum.

Birinci dönem bitiyor ve tek dönem Erasmus seçen arkadaşlarımın gitme vakti geliyor. Helena’ya veda etmek ciddi anlamda zor geliyor. Bütün günü ağlayarak geçirdik, ona ne kadar çok bağlandığımı o zaman anlıyorum. Beraber dolu dolu beş ay geçirdik, beraber güldük beraber ağladık, hayatımızın en güzel zamanlarını birlikte geçirdik. Ona bana yaşattığı tüm güzellikler için buradan da tekrar teşekkür ederim.

Helena yine yapıyor yapacağını ve gitmeden önce bana en sevdiğim futbolcu Messi’nin imzalı formasını getiriyor. Demek isterdim ama Messi’yi kim kaybetmiş ki biz bulalım. İmzalı olmasa da bana Messi forması hediye ederek beni çok mutlu ediyor. Tekrar teşekkürler!

Helena’nın ayrılmasından sonra sınıf arkadaşım Tuğçe Danimarka’ya geliyor ve yeni oda arkadaşım oluyor. Hollanda ve Avusturya’dan gelen kız arkadaşlarla geleneksel keşan bağlama törenini gerçekleştirip ikinci döneme başlıyoruz.

Yeni kızlarla Vordingborg’u gezmeye başlıyoruz. Beş ay önce Emily’nin bana tanıttığı yerleri şimdi ben kızlara tanıtıyorum.

Kızları sahile götürdüm. Vordingborg’da en keyif aldığım yer burası. Güneşte var vallahi keyif bizde.

Kopenhag’da hava -6 derece. Hayır çıldırmadık ama Tuğçe kanal turu yapmak isteyince atladık bota ve başladık Kopenhag’ı gezmeye.

Bir Türk olarak en ön yargılı yaklaştığım yiyecekti suşi ama yine de daha nerede yiyeceğim diyerek sipariş ettim. Abartısız söylüyorum muhteşemdi tadı. Kesinlikle tadına bakın harika!

Michal ve David’in teşvikiyle boksa başlıyoruz. Görselde boks hocam Minnie. Acı yok Rocky felsefesiyle canımıza okusa da, şınav ve mekikte hiç sınır tanımasada seviyoruz seni Minnie.

Danimarka’nın en güzel doğa güzelliklerinden biri. Okyanusun, muhteşem kayalıklarla birleştiği doğa harikası. Danimarka’ya giderseniz kesinlikle gidip görün.

Arkadaşlar hayatımızın vazgeçilmezleri ve Danimarka’da onlara sahip olmak benim için büyük bir şans. Her birini ayrı ayrı çok seviyorum.

Okyanus kıyısında güneşin batışını izlemek kadar zevkli bir şey yok galiba. Huzur ve mutluluğun sizi kapladığını hissedebilirsiniz. Bazen o kadar güzel bir hal alıyor ki, yere uzanıp saatlerce izlediğim oldu.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu resimde filtre falan yok. Tuğçe ile martıları beslemek için göle gidiyoruz. Gittiğimizde aniden kara bulutlar gökyüzünü kaplıyor ve tam o anda Tuğçe bu kareyi yakalıyor. Bu resmi çok beğeniyorum. Kartpostal gibi gözükmüyor mu sizce de?

David ve Bert tutturuyor ”hadi bisikletle gezelim” diye. Ben dünden razıyım zaten. Üçümüz bisikletlere atlayıp etrafı keşfe başlıyoruz.

Bisikletlerle yolculuk ederken gördüğüm manzara karşısında büyüleniyorum. Yeşilliğin ortasında inanılmaz sarı çiçekler. Tek kelimeyle büyüleyici!

Kelimeler yetmiyor anlatmaya bu güzelliği. Kokusu hala burnumda. Denizin huzuru başka nerede var ki?

Ne ara bitti koskoca dokuz ay! Hala inanamıyorum gideceğime. Sadece dokuz ay geçirdim burada ama sanki Danimarkalıyım da Türkiye’ye gurbete gidiyormuşum gibi hissediyorum. Kalbimde inanılmaz bir burukluk var. Arkadaşların ısrarı üzerine bir veda yemeği yiyoruz. Bu yemekte tekrar anlıyorum ki muhteşem insanlar tanımışım, harika şeyler yaşamışım, ömür boyu sürecek arkadaşlıkların temelini atmışım. Bu fotoğraf hayatımın sonuna kadar saklayacağım benim için dünyalara bedel bir fotoğraf!

Üzülerek de olsa veda ediyorum bu güzel ülkeye. Bana kattığı her şey için minnettarım. Eğer bana size Danimarka’ya gitmenizi tavsiye edip etmediğimi sorarsanız cevabım net ‘Niye hala buradasınız? Gidin ve yaşayın’ olur.
Erasmus hayatta sadece bir kere gelen bir şans. Sakın korkularınıza, endişelerinize yenilip bu fırsatı geri çevirmeyin. Ben muhteşem bir dokuz ay geçirdim. İnşallah aynısı size de kısmet olur.

EDUMAG'daki ilk yazımda sizlere Polonya’daki Erasmus tecrübemden bahsedeceğim. Erasmus yapacaklara tavsiyeler verdiğim bu yazı, daha çok Erasmus yaptığım Polonya'nın Opole şehri özelinde olacaktır. Ha...

Erasmus+ ile bilinmeyende kaybolmanın hikayesini size anlatacağım. Önce bir düşünün... Daha önce hiç adını dahi bilmediğiniz, hiç kimseyi tanımadığınız ve hatta insanların ne konuştuklarını dahi an...

Gözlemledim, dinledim, çok şaşırdım, çok güldüm. Erasmus deneyimine sahip bir Türk öğrenci olarak aklımda yer edinmiş birkaç durum tespit ettim. Sanıyorum ki yalnız değilim. Şahit olduğum, yaşadığım,...
270.897 görüntülenme