Yükleniyor...
Yükleniyor...

Yurt Dışına Yerleşince Geçim Derdi Bitiyor mu ? Yoksa her şey, sosyal medya hesaplarında gösterilen fotoğraflar kadar mı ? Bir çok kişinin yurt dışına yerleşme isteğinin altında, hiç kuşkusuz,...


Amerikan eğitim sistemi ile ilgili bir fotoğraftan sonra yazıya devam edelim…
Yerel Yönetimler ile okul-aile birlikleri ve üyelerinin bir kısmı atamayla bir kısmı da o yörenin halkı tarafından seçilerek belirlenen eğitim komiteleri, okul binası, laboratuvar, kütüphane, konferans ve spor salonu gibi tesislerin yapım ve onarımı için ek kaynak sağlanması; okulların yönetimi ve denetlenmesi; hedeflerin, programların ve müfredatın belirlenmesi; öğretimde kullanılacak kitap, araç ve gereçlerin seçimi; öğretmen ve idarecilerin işe alınması veya işlerine son verilmesi gibi hususlarda birinci derecede sorumludurlar. Ayrıca yerel yönetimler, yeni bina ve tesislerin yapımındaki masrafların bir kısmını karşılayabilmek için mahalli vergiler çıkarma yetkisine de sahiptirler. Hatta bu amaçla, özellikle seçimler sırasında, sık sık yerel referandumlar yapılır.
Görüldüğü üzere, Amerika Birleşik Devletleri'nde ülkenin idari ve iktisadi yapısından, coğrafi özelliklerinden ve tarihi gelişiminden kaynaklanan adem-i merkeziyetçi bir sistem vardır. Buna göre, tek merkezden düzenlenip idare edilen ve yukarıdan aşağıya işleyen otoriter bir sistem değil, yerel örgütlerin, vatandaşların, öğretmenlerin ve öğrenci velilerinin de her kademede sorumluluk ve söz sahibi olduğu çok merkezli bir mekanizma yürürlüktedir. Bu çok merkezli ve değişik etkilere açık mekanizmaya karşın bütün birimler yakın işbirliği ve koordinasyon halindedir. Bu sayede Amerika’nın herhangi bir yerindeki eğitim sistemi ve okullardaki uygulama, diğer bir yerine göre, ayrıntılar dışında çok az farklılık gösterir. Buna bağlı olarak da, bir okuldan başka bir eyaletteki okula transfer olan bir öğrenci, ders programı ve değerlendirme sistemi veya idari işleyiş yönlerinden önemli bir güçlük veya yabancılık çekmeden uyum sağlayabilir ve öğrenimini sürdürebilir.
Amerika’da ilk ve orta öğrenim, normal olarak, toplam 12 sene sürer. Ayrıca, ilköğrenimden önce, 1-3 yıllık anaokulu uygulaması da vardır. Yetenekli ve çalışkan öğrencilerin sınıf atlamaları ve böylece öğrenimlerini daha kısa sürede tamamlamaları mümkündür.Amerika’da ilk ve orta öğretimde görev yapan öğretmenlerin en az üniversite mezunu olmaları zorunludur. Eyaletlerin çoğunda öğretmen olabilmek için eğitim dalında yüksek lisans derecesini almış olmak da şart koşulmaktadır. Ayrıca, okullarda görevli öğretmenlerin belirli aralıklarla üniversitelere devam ederek ve mesleki konferanslara, kurslara ve seminerlere katılarak yeni gelişmeleri takip etmeleri böylece de bilgilerini tazelemeleri ve kendilerini yenilemeleri sağlanmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri’nde halen yürürlükte bulunan eğitim sistemi ve felsefesi, öğrencilere katı bir ders programı çerçevesinde tek kitaba ve öğretmenin diktesine dayalı bir takım bilgilerin ezberletilmesi yerine, bağımsız olarak bilgi edinme metodlarının öğretilmesine, araştırma alışkanlığının kazandırılmasına ve uygulamaya ağırlık vermektedir. Buna gerekçe olarak da teknolojinin çağımızda hızla gelişerek değişime uğradığı, ezberlenen kuru bilgilerin pek çoğunun bu sebeple kısa zamanda geçerliğini kaybettiği; buna karşılık bilgi edinme ve araştırma tekniklerini öğrenmiş ve araştırma yapma alışkanlığını kazanmış bir kişinin kendini sürekli geliştirebileceği, yenilikleri izleyebileceği, ve böylece hayatta daha başarılı ve topluma yararlı olacağı gösterilmektedir. Buna bağlı olarak, uygulamada, öğrencinin tek bir kitabı veya öğretmenin dikte ettirdiği notları ezberlemesi yerine birçok kitaptan, ansiklopedilerden, internetten ve diğer kaynaklardan yararlanması özendirilmekte, kütüphanelerden araştırma amacıyla nasıl faydalanılabileceği öğretilmekte, laboratuvar deneylerine önem verilmekte, sınıfta da tartışma ve münazara ortamı yaratılmaya çalışılmaktadır. Öğrenciyi soru sormaya teşvik etmeden bildiğini okuyan öğretmen, ya da öğretmeni ses çıkarmadan dinleyip ancak soru sorulduğunda öğretmenin anlattıklarını ya da kitaptan ezberlediklerini tekrarlayan öğrenci makbul addedilmemektedir. Aksine, öğretmenden öğrencinin derse katılımını sağlaması, öğrenciden de soru sorması, düşüncelerini ve araştırmalarının sonucunu anlatması beklenmektedir.
Diğer taraftan, öğrencinin erken yaşta tek bir konuda uzmanlaşması yerine, mümkün olduğu kadar fazla ve değişik konuda ders alarak ve araştırma yaparak geniş bir bilgi ve kültür birikimi oluşturmasına, geniş ve hoşgörülü bir bakış açısı geliştirmesine önem verilmektedir. Bu amaca yönelik bir programdan geçmiş kişinin olayları daha sağlıklı değerlendirebileceğine, değişen koşullara daha kolay uyum sağlayabileceğine, yenilikleri takip edebileceğine, ortaya çıkabilecek ve hatta iş hayatında her gün karşılaşılması olağan problemlere daha kolay ve doğru çözüm bulabileceğine inanılmaktadır.
Bununla birlikte, Amerikan okullarında öğrencilere bir ders yılında verilen derslerin adedi, normal olarak, Türkiye’dekilerden azdır. Çünkü öğrencinin bütün yönleri ile gelişmesi açısından, derslerden başka şeylere de bol vakit ayırabilmesi arzu edilmektedir. Derslerden başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen, sosyal, kültürel veya sportif uğraşları ya da özel merakları, hobileri olmayan öğrenci tipi istenmemektedir. Öğrencilerin spor, satranç, müzik, tiyatro, resim, yazı, fotoğrafçılık, film, dans, bilimsel araştırma vs. gibi etkinliklerde bulunmaları özendirilmekte ve bunlar için imkanlar sağlanmaktadır. Hatta, bütün bu ders dışı faaliyetlerin üniversitelere girişte ve burs temininde etkisi vardır. İhtisası gerektiren ileri düzeyli ve çok ayrıntılı bilgiler ise o konuya özellikle ilgi duyan öğrencilere ek derslerle verilmektedir. Detayların genellikle işe girdikten sonra kısa sürede meslek içi kurs ve seminerlerle ve işbaşı eğitimi ile daha kolay öğrenilebileceği düşünülmektedir. Öte yandan, programlar da öğrencilerin yetenek ve arzularına göre seçmeli ders alabilmelerine imkan verecek şekilde, esnek olarak düzenlenmektedir. Mesela, mezun olduktan sonra daha üst düzeyde akademik çalışma yapmak, yani üniversiteye gitmek isteyen öğrenciler daha zor ve kendilerini buna hazırlayan dersleri, iş hayatına erken atılmak isteyen öğrenciler ise buna yönelik pratik dersleri seçebilirler.
Bütün bu olumlu yanlarına rağmen, Amerikan eğitim sistemi günümüzde birçok problemle karşı karşıyadır. Birçok eğitimcinin düşüncesine göre, yeryüzündeki genel eğilime paralel olarak, son 40 yılda Amerikan eğitiminde nicelik bakımından büyük gelişmelere karşın nitelik bakımından gerileme görülmüştür. Örneğin, son yıllarda Amerikan üniversitelerine giriş sınavlarında alınan puanların ortalamasında genel bir düşüş kaydedilmiştir. Ortaokul ve liselerdeki fen ve matematik programlarının ve öğretiminin ise yetersiz kaldığı ifade edilmiştir. Öyle ki, bazı Amerikan eğitimcileri, söz gelimi Japon ortaokul mezunlarının bilgi yönünden Amerikan lise mezunlarından ileri olduklarını ileri sürmüşlerdir. Sonra, dünyanın diğer ülkeleri hakkında Amerikan okullarında verilen bilgilerin son derece yetersiz ve yüzeysel kaldığı bilinmektedir. Bunu bırakın, yapılan araştırmalarda Amerikan lise öğrencilerinin birçoğunun Amerikan tarihinin en basit olaylarından habersiz ve dünya haritası üzerinde Amerika Birleşik Devletlerini bulmaktan aciz oldukları ortaya çıkmıştır. Yine öğrencilerin ve ailelerinin genel ilgisizliği nedeniyle, yabancı dil öğretimi de çok yetersizdir. Diğer taraftan, seçmeli ders sistemini kötüye kullanan bazı öğrencilerin sadece en basit ve kolay dersleri tercih ettikleri görülmektedir. Buna bağlı olarak, lise mezunu olmalarına rağmen, birçok öğrenci gerçek bir tahsilden yoksun olarak hayata atılmakta veya yüksek tahsile başvurmaktadır. Diğer bir problem ise, ekonomik bakımdan geri kalmış bazı yoksul bölge ve kentlerdeki okulların kaynak ve nitelikli öğretmen eksikliği yüzünden öğrencilere yeterince eğitim verememesidir. Hatta ekonomisi çökmüş bazı yoksul kent merkezlerinde bulunan okullarda güvenlik de önemli bir sorun olabilmektedir. Öyle ki, bu okullara girişte güvenlik güçlerince her gün metal detektörleriyle silah araması yapmak zorunluluğu doğmaktadır. Sınıfta kalması gereken öğrencilerin sorumsuzca bir üst sınıfa geçirilmesi sonucunda da, özellikle yoksul kent merkezlerinde ya da kuş uçmaz, kervan geçmez sapa yerlerde bulunan liselerden mezun bazı kimselerin matematik, fen, tarih, coğrafya, edebiyattan vazgeçtik, en basit genel kültür bilgisinden yoksun oldukları, hatta doğru dürüst okuma-yazma dahi bilmedikleri saptanmıştır. Bütün bunlar, üniversiteleri kabul ettikleri birçok öğrenci için eksik tamamlama programları düzenlemeye zorlamaktadır.
Diğer taraftan, öğretmenlere sağlanan maddi olanakların diğer birçok mesleğe göre daha düşük kalması, genellikle en iyi öğrencilerin öğretmenlik yerine başka meslekleri tercih etmelerine yol açabilmektedir. Bu da eğitim kalitesini düşürücü bir faktör olarak kabul edilmektedir. Son yıllarda görülen ekonomik darboğazlar ve gündeme gelen bütçe kesintileri sorunu daha da zor ve karmaşık hale getirmiştir. Buna karşın, Amerikan eğitimcileri, yöneticileri ve genel olarak Amerikan halkı bu ve benzeri problemleri yoğun olarak tartışmakta, bunlara çözüm bulmaya çalışmaktadırlar.
Görüldüğü üzere, eğitim alanında sadece Türkiye’de yaşandığına inandığımız sorunlar Amerika’da da yaygındır. Fakat, değerlendirme yapılırken, öğretmen, kaynak, tesis, sınıf, kütüphane, araç, gereç ve maaş konularındaki yetersizliğin göreceli olduğu dikkate alınmalıdır. Bu gibi konularda tipik bir Amerikan okulunun benzeri bir Türk okulundan çok ileride olduğunu kabul etmek gerekir.
Öte yandan, dünyanın her tarafından gittikçe artan sayıda yabancı öğrenci de Amerika’da yüksek öğrenim görmek için başvuruda bulunmaktadır. Bunlar arasından Amerikan üniversitelerine kabul edilen 650,000 kadarı günümüzde yüksek öğrenimlerini Amerika’da sürdürmektedirler. Bunların içinde 11,000’den fazla Türk öğrencisi de vardır.
Ders dışı faaliyetlerin üniversiteye girişteki etkisi hususunda basit bir örnek verelim:
Akademik bakımdan çok başarılı, lisenin birincisi olan bir öğrenci düşünelim. Bu öğrenci akademik bakımdan çok başarılı kuşkusuz ama hiçbir ders dışı faaliyeti, hobisi vs. olmasın. Buna karşılık aynı liseden üçüncülükle mezun olan bir sınıf arkadaşını düşünelim. Ama bu çocuk aynı zamanda okulun tiyatro kulübünde uğraşıyor olsun. Üniversiteler normalde bu ikinci çocuğu tercih edeceklerdir.
Özetlemek gerekirse, Amerikan üniversitelerine girişte akademik başarı ve yüksek test puanlarının yanı sıra, referans mektupları, ders dışı aktiviteleriniz, başarılarınız, hobileriniz, hedefleriniz, kararlılık, tutarlılık, hayat görüşünüz, düzgün ve özenli bir başvuru formu, essay ve statement of purpose adı verilen kompozisyonlar ve mülakat gibi faktörler de bir ölçüde rol oynar. Amerikan üniversiteleri bütün akademik kriterlere ve test sonuçlarına baktıktan, öğrencinin ders dışı faaliyetlerini ve hobilerini de ayrıca dikkate aldıktan sonra öğrenciyi kabul edip etmeyeceklerine karar verirler. Yüksek lisans ve doktora programlarına başvuruda ise öğrencinin bilimsel çalışmaları daha fazla ağırlık taşır.
Aslında, Amerikan üniversitelerinde okuyabilmek için gerekli belki en önemli faktör Masrafları Karşılayabilmektir. Amerika’da yüksek öğrenim paralıdır ve üniversiteler öğrencilerden öğrenim masrafları için tuition; kayıt, sağlık hizmetleri, öğrenci faaliyetleri vs. için yapılan idari hizmetlere karşılık da fee adı altında ücret alırlar. Öğrencinin bunları karşılayacak yeterli maddi imkanı veya bursu yoksa, ya da öğrenim kredisi sağlayamamışsa öğrenimini sürdüremez. Bazı okullar olağanüstü pahalıdır.
Kaynak: Türk Amerikan Üniversiteliler Derneği
Ufuk Akar
Yurtdışı dil okulları ve uluslararası eğitim fırsatları konusunda uzmanlaşmış bir eğitim danışmanı ve içerik yazarı. Dil eğitimi seçeneklerini detaylı inceleyen yazılarıyla, öğrencilerin kendilerine en uygun programı bulmalarına yardımcı oluyor.
Ukraynada Üniversite Eğitimi ve Avantajları Sınav, sıralama ve puan stresi yaşamak istemiyor musunuz? Ya da istediğiniz bölüm için yeterli puanı alamadınız mı? Kariyerinizde farklılık mı yaratmak...
271.544 görüntülenme